Firmanıza Banka Gözüyle Bakıyor musunuz?
Bir firmanın kendi gördüğü tablo ile bankanın gördüğü tablo çoğu zaman aynı değildir. Aradaki fark, çoğu başvurunun neden beklediğini açıklar.
Kredi başvurusu olumsuz sonuçlandığında firma sahibinin ilk düşündüğü şey genellikle rakamların yetersiz olduğudur. Çoğu zaman mesele bu değildir. Aynı bilanço, aynı ciro, aynı sektör; firmanın kendi gördüğü tablo ile bankanın gördüğü tablo farklıdır. Fark rakamlarda değil, rakamların nasıl okunduğundadır.
Ticari şubede portföy yönetirken bu farkı her hafta gördüm. Firma "işler iyi" der, mali tablo da bunu doğrular; ama dosya hazırlandığında ortaya bambaşka bir okuma çıkar. Aşağıdaki beş başlık, o okumanın omurgasıdır.
1. Mali tablolar: oranın kendisi değil, hikâyesi
Bilanço ve gelir tablosu bir fotoğraftır; bankanın ilgilendiği şey o fotoğrafın serisidir. Tek bir dönemin cari oranı ya da özkaynak oranı, kendi başına bir şey söylemez. Söyleyen şey, aynı oranın üç dönem boyunca hangi yöne gittiğidir.
Burada sık rastlanan bir yanlış anlama var: "cari oran şu olmalı" diye tek bir eşik dolaşır. Böyle tek bir sayı yoktur. İmalatçı bir firmanın stok devir hızı ile perakendecinin stok devir hızı aynı ölçüye vurulmaz; aynı oran birinde sağlıklı, diğerinde soru işaretidir. Sizden beklenen, bir eşiği tutturmak değil, tablodaki her hareketin bir açıklamasının olmasıdır.
2. Nakit akışı: kâr ile ödeme gücü aynı şey değildir
Gelir tablosunda kâr yazması, taksitin ödenebileceği anlamına gelmez. Kâr tahakkuk esasına göre yazılır; taksit nakitle ödenir. Alacaklarınız 120 günde tahsil ediliyor, borçlarınız 45 günde ödeniyorsa, kârlı bir firma olarak nakit sıkıntısı çekiyor olabilirsiniz ve bu, tabloda kârdan önce görünür.
Bankanın baktığı şey bu makastır: tahsilat süresi ile ödeme süresi arasındaki fark, mevsimsellik ve bu farkın hangi kaynakla kapatıldığı. Kapanma kaynağı sürekli kısa vadeli kredi ise, yeni kredi talebi bir büyüme değil bir çevrim finansmanı olarak okunur.
3. Kredi geçmişi: gecikmenin kaydı durur, açıklaması durmaz
Findeks ticari kredi raporu, firmanın ödeme davranışının kaydıdır. Geçmişte bir gecikme yaşandıysa o kayıt orada durur; ama gecikmenin sebebi — büyük bir kamu alacağının geç ödenmesi, bir tahsilat gecikmesi, tek seferlik bir olay — hiçbir yerde yazmaz.
Bu yüzden raporunuzu başvurudan önce kendiniz çekip okumanız gerekir. Rapordaki bir kaydın açıklaması sizdeyse dosyaya konabilir; siz bilmiyorsanız açıklama hiç sorulmaz, kayıt olduğu gibi değerlendirilir.
4. Sektör ve pazar riski: sizin kontrolünüz dışındaki not
Bankalar sektör bazında bir risk görüşü taşır ve bu görüş firmadan bağımsızdır. Aynı mali yapıya sahip iki firmadan biri, yalnızca faaliyet gösterdiği alan nedeniyle daha temkinli değerlendirilebilir.
Bunu değiştiremezsiniz, ama dengeleyebilirsiniz: müşteri yoğunlaşmanızın düşük olması, tek bir alıcıya bağımlı olmamanız, tahsilatınızın dağınık olması sektör notunun ağırlığını azaltan şeylerdir. Dosyada bu bilgi yoksa, denge unsuru hiç hesaba girmez.
5. Teminat: kararı değil, koşulu belirler
En sık karıştırılan başlık budur. Teminat, kredinin verilip verilmeyeceğini belirleyen şey değildir; verilecekse hangi koşulla verileceğini belirler. Mali yapısı zayıf bir firma güçlü teminatla otomatik olarak kredi almaz; mali yapısı güçlü bir firma da teminatsız kaldığı için otomatik olarak reddedilmez.
Teminat envanterinizi bilmek yine de işinizi kolaylaştırır: elinizde ne var, güncel değeri nedir, hangisi rehne konu olabilir. Gayrimenkul dışındaki seçenekleri ayrı bir yazıda ele aldık: Bankalar Neden İpotek İster?
Kararın nerede verildiği
Bir noktayı açıkça söylemek gerekir: kredi kararını şube vermez. Şube dosyayı hazırlar ve görüşünü yazar; kararı genel müdürlük tahsis birimleri verir. Bu birim firmanızı tanımaz, sizinle konuşmaz, yalnızca önüne gelen dosyayı okur.
Dosyanızın tek işi, o okumayı eksiksiz yapılabilir hâle getirmektir. Bir rakamın açıklaması dosyada yoksa, o rakam açıklamasız değerlendirilir — bu, çoğu başvurunun "bekliyor" durumunda kalmasının en yaygın sebebidir.